Son Yazılar »

Kum Tanesi…

Bu zamanın insanı olamadım hiç bir zaman… Kimse anlamadı beni ya da ben anlatamadım. Hiç bir sözcük tarif edemedi gerçek beni. Kimse tanımadı içimdeki küçük çocuğu, kimse bilmedi…

Ne yana baksam, nereye gitsem nefes alamadım. Bu dünya bana dar geldi. Bilmiyorum, belki de farklı bir boyutun insanıydım ben…

Kendimle baş başa kalmayı sevdim hep. Kırgınlıklar, kızgınlıklar, hiçbir şey… Sadece ben ve düşüncelerim vardı…

Yağmurun altında ıslanmayı sevdim, gözyaşlarımla beraber. Gözyaşlarımı sevdim, masum tarafımı hatırlattığı için. Düşen her bir damlayı sevdim, pişmanlıklarımı alıp götürdüğü için. View full article »

‘Gerilim nasıl yaratılır? İşte bunun en güzel örneği bu kitap. Elinizden bırakamayacaksınız.’  Washington Post

‘Muhteşem bir gerilim. Öykü inanılmaz bir hızla ilerliyor. Mekanlar gerçek. Kahramanların kişilikleri çok iyi oturtulmuş. Entrika ve aksiyon büyük titizlikle dengede tutuluyor. Brown çok iyi bir araştırma yapmış, gelişmiş bilim ve askeri ayrıntılar öyküyü daha inandırıcı yapıyor.’  Publishers Weekly View full article »

Bir Bahar Perisine… :)


Ne yazılmalı ki silinip gitmesin, ne söylenmeli ki unutulup bitmesin…

Seni ilk gördüğüm gün hala aklımda… Kapıdan adım attığın anda bir rüzgar esti, alıp götürdü bütün kara bulutlarımı. Dünyam yeniden aydınlandı gülüşünle. Bir güneş gibi doğduğunda günlerime yüz yıllık uykumdan uyandım. Çiçek çiçek açtım. Artık her şey daha farklıydı seninle. Kahkahalarına vurulmuştum belki de. Farkında olmadan çekimine girmiştim. Buna engel olamıyordum ve olmak da istemiyordum… View full article »

“Kazanmak ün ve talih, kaybetmek ise kesin ölüm anlamına gelir. Bu oyunun galibinin karnı doyacak, kaybeden ise ölümle tanışacak… AÇLIK OYUNLARI başlasın…”

Açlık oyunlarına ilk başladığımda biraz yadırgamıştım. Çünkü insanlar vardı ama bizim dünyamızdan çok çok farklı bir dünya mevcuttu. Bu dünyanın düzenini anlamamıştım. Bizim adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramlarımızın hiçbiri bu dünyada mevcut değildi. İlk defa bir kitapta kurulan dünyayı garipsemiştim. View full article »

Yürüyordum…

Yürüyordum. Kendimden ve çevremden bihaberdim. Kimse beni ilgilendirmiyordu. Her yerde seni arıyordum. Yağmur yağıyordu, ben ağlıyordum. Gözyaşlarımı kimse fark etmiyordu. Yollar önümde aşılamaz bir engel gibi duruyordu. Kaçıp gitmek, sana koşmak istiyordum. Ben seni çok özlüyordum…

Yürüyordum. Aklım yerinde değildi. Ayaklarım beni götürüyordu. Yağmur yağıyordu. Düşen her damlanın sen olmasını istiyordum. Ben, seninle ıslanmak istiyordum. Gökteki yıldızlar senin gözlerindi. Hep benimleydin aslında. Gökyüzüne bakıp gülümsüyordum. Beni görüyor muydun?

Yürüyordum. Sana benzeyen birini görüp heyecanlanıyordum. Peşine takılıp gitmek istiyordum ama o sen değildi, biliyordum. Sen uzak bir kentte beni View full article »

Öyle sevdim ki…

Öyle sevdim ki…

Sen bana hayatın bir armağanısın. Birden çıkıverdin karşıma. Oysa ben yolunu kaybetmiş bir denizciydim. Dev dalgalarda alabora olmamak için çırpınıyordum. Bütün ışıltınla, birden yolumu aydınlattın. Artık senin kıyılarına sürükleniyordum. Hiçbir engel durduramıyordu bu sürüklenişi…

Sanki seni yıllardır tanıyordum. Belki de içimde bir yerlerdeydin de ortaya çıkmayı bekliyordun. Bu bekleyiş bazen can yakıyordu. Ve bir güneş gibi doğduğunda günlerime bütün karanlıklarımı dağıtıp, seni bulmanın sevinciyle yeniden çocuk oldum. Zincirlerimi kırdım, duvarlarımı yıktım, kabuğundan yeni çıkmış bir yavru kuş gibi yeniden ‘merhaba’ dedim hayata. Gülen gözlerine her baktığımda sevincim taştı, sesini her duyduğumda haykırmak istedim ‘seninle yaşamak ne güzel’. View full article »

Ayşe Kulin – Umut

“Osmanlı’nın gözdesi Bosna bir imza ile elden çıkarken,

Kulin ailesi Bosna’dan İstanbul’a göç ediyor, çöken imparatorluğun son maliye nazırı Ahmet Reşat sürgüne gidiyordu.

Sabahat ile Aram’ın aşkı ise tehcir olaylarının acısına yenik düşmeyecekti. Yeni bir cumhuriyet, yeni bir şehir ve yeni bir yuva kurulurken hayat hep akan bir suydu Sitare, Muhittin ve herkes için… View full article »

Zümrüdüanka

Hayatımı yaşanmaya değer kılan güzel insana…

Yeni doğan her güne umutla bakmayı öğrendim
Bulutların ardından çıkacak güneşi sabırla beklemeyi öğrendim
Hani o acı bilmemiş, yalan duymamış
İçimdeki suskun çocuğu uyandırdım
Her dakika kahkaha atsın diye
Gören bu mutluluğun sebebini merak etsin diye
Yeni şarkılar öğrendim, bağıra bağıra söylemek için
Yeni danslar öğrendim, hayattan zevk almak için
Aldırmadım kimseye
Varsın deli desinler
Ben uyandım… View full article »

 Yönetmen : James Mangold
 Oyuncular : Joaquin Phoenix,  Reese Witherspoon
 Süre : 135 dk.
 Yapım Yılı : 2005
 IMDB Puanı : 7.9

Bir Johnny Cash hayranı olarak yeni bölümüme en sevdiğim film olan ‘Walk The Line’ ile başlamak istedim. :)

James Mangold’ın yönetmenliğini yaptığı 2005 yapımı olan film Johnny Cash’in ünlü olmak için gittiği Sun Stüdyosu’nda birden hayatının değişmesinden başlayarak nasıl bir müzik idolü haline geldiğini konu ediniyor.

Beni en çok etkileyen filmin çekimine Johnny Cash ve June Carter Cash hayattayken karar verilmesi ve kendilerini canlandıracak oyuncuları kendileri seçmeleriydi. View full article »

2012 Hoşgelsin! :)

Benim için 2011 bol kahkahalı, eğlenceli, bol gezmeli geçti. Umarım ardınızda güzel yaşanmışlıklarla dolu bir yıl bırakıyorsunuzdur. :)

Hediyelerinizi vermeyi ve yılbaşı biletlerinizi kontrol etmeyi unutmayın. :)

2012′ nin size sağlık, mutluluk, huzur ve başarı getirmesi dileklerimle…

2012 Hoşgelsin! :)

-Şeyma İBİLOĞLU-

WordPress.com'dan blog alın. | Tema Motion, volcanic tarafından yapılmıştır.
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.